hudayi1.jpg

Günün Ayeti

“Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön!” (el-Fecr, 28) 

Hadisi

“Ancak iki kişiye gıpta edilir: Allah’ın verdiği malı hak yolunda harcamaya muvaffak olan kimse. Yine Allah’ın kendisine verdiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Temennî 5, İ’tisâm 13, Tevhîd 45;   Müslim, Müsâfirîn 268) 

Sözü

Üç musibetten uzakta kalınız:“Zulümden, zelzeleden ve bilirim iddiasında bulunan cahilden.” 
   
 
   
 
 
Ana Sayfa AYIN MAKALESİ Onların Hayali Bir Lokma Ekmek Bir Yudum Su
 
 
 
Onların Hayali Bir Lokma Ekmek Bir Yudum Su

 

Halil İbrahim Kurucan

Geçtiğimiz ay başında Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’ndan Adem Ergül ve Medet Bala beylerle birlikte Kenya’da bulunan ve Somalili mültecilerin kaldığı Dadaab Kampı’na hem yardım götürmek, hem de ihtiyaçları yerinde tespit etmek için bir ziyaretimiz oldu. Gittiğimiz grupta İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin yardım ekibinden İsmail Hakkı Turunç, Semih Çalkaya ve Kamil Kolabaş beyler de bulunuyordu.

Bilindiği gibi Somali 1991 yılından beri, zaman zaman şiddeti değişse de, ciddi bir iç savaş yaşıyor. Son üç yıldır yaşanan şiddetli kuraklık buna eklenince çok ciddi bir açlık ve susuzluk yaşanmaya başladı ülkede. Son bir ayda 30 bin çocuğun açlık nedeniyle öldüğü söyleniyor. Somali içinde hükümetle Eşşebab örgütü arasında yaşanan iç savaş nedeniyle yeterli yardımlar ulaştırılamayınca insanlar çok zor şartlar altında komşu ülkelere göç etmeye başladılar. İnsanlar en yakın komşu ülkedeki kamplara gidiyorlar. Şu anda 2.5 milyon Somali vatandaşı Kenya, Etiyopya, Cibuti, Sudan ve Yemen’de bulunan kamplarda mülteci olarak yaşıyor. Bu sayı her geçen gün artıyor.

 

Türkiye’den Kenya’nın başkenti Nairobi’ye uçakla 6 saatte ulaşılıyor. Nairobi’den kamplara en yakın yerleşim yeri olan Garissa’ya karayoluyla 6 saat yol gitmeniz gerekiyor. Garissa’nın nüfusunun çoğunluğunu Somali asıllı Kenya’lı Müslümanlar oluşturuyor. Aslında burası 1963 yılına kadar Somali sınırları içinde kalan bir şehirmiş. İngilizler bölgeyi terkederken bunun gibi birkaç şehri daha Kenya içinde bırakan yeni bir harita çizmişler ve bu bölge, içindeki insanlarla birlikte Kenya’nın olmuş. O yüzden bu bölgenin gelişimi için Kenya hükümetleri bu güne kadar ciddi bir adım atmamış.

Kenya’da tanıdık yüzler…

Bu tür uluslararası yardım faaliyetlerinde yerel sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmak büyük kolaylıklar sağlıyor. Biz de öyle yaptık.

İslam Kalkınma Bankasının Kenya’dan getirip Türkiye’de okuttuğu öğrenciler İslam Kalkınma Bankası Mezunları Derneği’ni kurmuşlar. ODTÜ mimarlık mezunu Abdürrezzak Warfa ve Cerrahpaşa Tıp mezunu Enver Yusuf kurdukları dernekle kendileri gibi Türkiye’de okumuş 80 kişiyi bir araya getirmişler ve bu tür yardım faaliyetlerine öncülük yapıyorlar. Bizleri yardım faaliyetleri boyunca bir dakika yalnız bırakmadılar ve işlerin zora girdiği durumlarda devreye girerek problemleri hızla çözmemize yardımcı oldular. Ayrıca kampa en yakın yerleşim yeri Garissa’daki yerel derneklerle irtibata geçerek daha oraya ulaşmadan yardım faaliyetinin neredeyse altyapısını tamamlamış oldular. Garissa’da toptancılarda her türlü ihtiyaç maddesini bulmak mümkün. Fiyatlar Türkiye’den biraz daha ucuz.

İkinci gün sahurla birlikte Dadaab kampına gitmek üzere yola koyuluyoruz. Yol o kadar bozuk ki, 100 kilometrelik yolu ancak 3 saate yakın bir zamanda gidebiliyorsunuz. Kenya hükümeti kampın tamamen kalıcı hale gelip nüfus yapısının Müslümanlar lehine bozulmaması için yolun yapılmasına müsaade etmemiş. Yol boyunca sık sık askerlerin kontrol noktalarına rastlıyoruz. Kısa bir görüşmeden sonra geçmemize izin veriyorlar. Güvenlik nedeniyle bu yolda gece yolculuğuna da müsaade edilmiyor. Yol boyunca aralıklarla açlık ve susuzluktan telef olmuş büyükbaş ve yabani hayvanlara rastlıyoruz.

Ve sonunda kamptayız…

Kampın giriş noktasına geliyoruz ama Birleşmiş Milletlerden izin almak için yeniden duruyoruz. Kısa bir beklemeden sonra özellikle yeni kamplardan sorumlu Muhammed Nur ile buluşuyoruz. Görevi bir nevi gelen yardımları organize etmek ve genel problemleri takip etmek. Kampta kalanlar tarafından seçimle işbaşına gelmiş. Kadınların seçtiği İsniya Hanım da kampın kadın sorumlusu. Kısaca niçin geldiğimizi, bize nasıl yardımcı olabileceklerini soruyoruz. Türkiye’den geldiğimizi öğrenince Muhammed Nur duygulanıyor ve: “Türkiye’den Müslüman kardeşlerimiz geldi ya, şimdi bizim şükür kurbanı kesmemiz gerek” diyerek sevincini ifade ediyor. Kısa bir toplantıdan sonra yapılacak işler tespit ediliyor. Acil olarak erzak dağıtımı, iftar yemeği, kurban kesimi ve nakdi yardım yapılmasına karar veriliyor.

Dadaab kampı üç farklı kamptan oluşuyor. Ana kamp 1991 yılında Somali iç savaşından kaçan mültecileri yerleştirmek için kurulmuş. Burası artık yerleşik hayata geçilen bir mekan olmuş. Etrafı tel örgülerle çevrili. Giriş çıkış BM izniyle yapılabiliyor. İFO 1 kampı 1991 yılından bu yana değişik sebeplerle Somali’den gelen mültecilerin kaldığı yerlerden oluşuyor. Üçüncü kamp İFO 2 ise son üç-dört aydır gelen mültecilerin geçici olarak kabul edildiği çadırlardan oluşuyor. Her yeni gelene anında bir çadır verme imkanı olmadığından bir çokları kendi imkanlarıyla ağaç dallarından yaptıkları küçücük kümes gibi yerlerde kalıyorlar. Durumları en zor olanlar bu kampta kalanlar.

Kamplarda kalan insan sayısı 500 bini geçmiş durumda. Her gün yaklaşık binikiyüz ile binbeşyüz arasında yeni mülteci buraya ulaşıyor. Her aileye bir çadır verdiğinizi düşünürseniz her gün 250 yeni çadır kurmanız gerekiyor. Bu da şimdilik sağlanamıyor.

Durumu en zor olan insanlar yeni gelip bu geçici kampa yerleşenler. Bunlar sadece Somali sınırından sonra 100 kilometre yürüyerek gelen insanlar. Bazı aileler Somali içinde de 100-150 kilometre yürümek zorunda kalmışlar. Bir çok aile açlık, susuzluk ve zorlu yol şartları nedeniyle çocuklarından büyüklerinden bir çoğunu yollarda kaybetmişler. Yolda 4-5 çocuğunu kaybetmiş ailelerin acısını yüzlerinden okuyabiliyorsunuz. Yeni gelenlerde genel olarak bir matem havası var. Çünkü çoğu yollarda farklı acılar yaşamışlar.

Bir damla su için…

Kamplarda en büyük problem susuzluk. Bırakın temizliği, içme suyu bulmak için bile kadın, çocuk saatlerce kuyrukta bekliyorlar. Kenya hükümeti kamplar kalıcı hale gelmesin diye yeni kamp alanlarında su kuyusu açılmasına izin vermiyor. Yardım kuruluşlarının çadırlar arasına yerleştirdiği büyük plastik su tanklarına başka yerlerden getirilen su boşaltılıyor ve mültecilerin su alma yarışı başlıyor. Her tankın başında saatlerce bekleyen insanları görmek mümkün. Sanki orası bazıları için nöbet yeri olmuş durumda. Su alabilenler ayrı bir mücadeleye girişiyorlar. Küçücük çocuklar taşıyamadıkları su bidonlarını yerde yuvarlayarak götürmeye çalışıyorlar. Annelerin durumu daha acı. Kucaklarında bebekleri sırtlarında su bidonları iki büklüm kumlara bata çıka diğer yavrularına su ulaştırmanın telaşı içindeler.

Kampta yardım dağıtımı da çok ciddi bir problem. Yüz bine yakın aile barınıyor kampta. Bunları organize etmek, herkese eşit yardım ve gıda ulaştırmak çok zor. Ayrıca çadırların arasında dağıtım yapmak, büyük bir karmaşaya ve izdihama neden oluyor. Bu sebeple yapılacak yardım kadar bir gün önceden çadırlara fiş dağıtımı yapıp sadece onları davet ederek bir dağıtım sistemi uyguluyoruz. Elinde fişi olan aile dağıtım alanına gelerek yardımını alıp evine dönüyor. Böylece hem dağıtım karmaşası olmuyor hem de her gün yeni aileler ve yardım alamayanlara dağıtım yapma şansınız oluyor. Bazı günler nakdi yardım, bazı günler bir aileye bir ay yetecek erzak dağıtımı ve her gün iki bin aliye iftar yemeği dağıtımını aynı nizam içinde yapıyoruz.

Kamp o kadar büyük bir alana kurulmuş ki, hepsini gezip görmeniz bile haftalar alabilir. BM’nin kurduğu çadırlar yanında, Türkiye’den gelen yardım kuruluşlarının çadırları bile yetersiz kalıyor. Yüksek bir yerden baktığınızda sanki bir çadır denizi görüyorsunuz uçsuz bucaksız.

Selam bir şifre gibi…

Çadırların arasında dolaştıkça çok farklı olaylara şahitlik ediyorsunuz. Yeni gelenlerin çoğunluğu hayatlarında hiç beyaz Müslüman görmemişler. O yüzden beyaz bir insan görünce hep şüpheli gözlerle bakıyorlar. Bunun için bu topraklarda selam gizli bir şifre, gönül kapılarını açan sihirli bir söz adeta. “Selamun Aleyküm” dediğinizde önce bir şaşkınlık yaşanıyor. Ardından yüzler gülüyor ve eller muhabbetle size uzanıyor. Biz de gittiğimiz her yerde bu kutlu şifreyi kullanarak yüksek sesle selam vererek güvenle katılıyoruz aralarına.

Kamplarda insanlarda genel bir hüzün hali var. O kadar acı çekip, çaresiz kalmışlar ki bu, omuzlarına ağır bir yük olarak çökmüş. Kampın her köşesinde bir çaresizlik fotoğrafı gözünüze ilişiyor. Bir de yarın yemek ve su bulamama endişesi yüreklerine yerleşmiş sanki. Bu yüzden gözler hep nemli. Bazen mahzun mahzun bakan gözlerden, gözlerinizi kaçırıyorsunuz. Bakmaya utanıyorsunuz. Acaba ‘bu güne kadar nerede kaldınız?’ diye sorarlar mı endişesiyle. Bütün insanların vurdumduymazlığının sorumluluğunu bize yüklerler mi acaba diye…


İhtiyaçlar göründüğünden büyük..

Olayın boyutları uzaktan göründüğünden çok daha büyük. Problem kısa dönemde bir açlık ve kuraklık olarak görünse de çok daha derin yaraları var.

Kampların içini dolaştıkça ihtiyaçların ne kadar farklılaştığını çok daha iyi görüyorsunuz. İhtiyaç listesi su bidonu, hasır, giysi, ayakkabı, yatak, yorgan, temizlik maddesi, tencere, tabak… diye uzayıp gidiyor. Bir de sosyal ihtiyaçlar var. Çocukların eğitimi bunların başında geliyor. Kampta kalanların yarıdan fazlası (300 bin kişi) eğitim yaşındaki çocuklardan oluşuyor. Bunların tamamına yakını hiçbir eğitim alma şansına sahip değiller.

Sağlık da ciddi bir problem. Olumsuz şartlar ve ortamlar nedeniyle sık sık salgın hastalıklar yaşanıyor ve bir çok hastaya müdahale etme şansı bile bulunamıyor.

Ayrıca onbinlerce genç kamplarda büyüyüp evlenme yaşına gelmiş ama imkansızlıktan bir türlü evlenemiyor. Bu konuda, uzun vadede çok ciddi farklı olumsuzlukları ortaya çıkabilecek bir sosyal problem olarak çözülmeyi bekliyor.

Somali’den gelenlerin tamamına yakını Müslüman olduğu için çok sayıda yeni mescid yapımına ihtiyaç var. Kampta halihazırda 7 adet barakadan yapılmış ibadet yeri var. Kampın toplam nüfusunun 500 bini geçtiği düşünülürse sayının ne kadar yetersiz kaldığı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu yüzden insanlar ezan okununca uygun bir yerde cemaatle namaz kılmaya başlıyorlar.

Ziyaretimiz boyunca çok sayıda özürlü dikkatimizi çekiyor. Bazılarına tekerlekli sandalye temin edilmiş ama yüzlercesi zor şartlarda hayat mücadelesine devam ediyorlar. Sonradan öğreniyoruz ki çok daha fazla sayıda özürlü çadırlardan dışarı bile çıkamıyorlar.

Çözüm için ne yapmalı?

Son zamanlarda yaşanan çocuk ölümlerinin de etkisiyle Somali için büyük bir seferberlik başlatılmış durumda. Belki kısa vadede açlık ve susuzluk için yardımlar ulaşacak ve acılar bir nebze dindirilecek. Ama nereye kadar? Çünkü uzun süre bu hassasiyeti canlı tutmak, daha önceki örneklerde olduğu gibi belki mümkün olmayacak.

Geçici yardımlarla bu çaresizliği uzun vadede bitirmek imkansız. En kısa zamanda köklü ve kalıcı çözüm bulmak gerek.

İlk yapılması gereken Somali’deki kargaşa ve iç savaşın bitirilmesi olmalı. Bu sağlanamadığı müddetçe taşıma suyla değirmen nereye kadar döndürülebilir? Çünkü bu ortamda bırakın köklü çözümler üretmeyi ülke içinde sağlıklı yardım ulaştırmak bile mümkün olamıyor. Bu da göçü, açlığı, sağlık problemlerini artıran bir kısır döngüye yol açıyor. Daha çok mülteci, daha çok açlık ve daha çok ölümler birbirini izliyor.

Eğer Somali istikrara kavuşursa yardımlar ülke içine ulaşmaya başlayacak ve en azından göç önlenecek. Çünkü insanların kendi ülkelerinde iyi kötü bir evleri, toprakları belki de yakınları var. Onlara yapılacak küçük yardımlarla bir süre sonra kendi kendilerine yetecek hale gelebilirler. Tarım, hayvancılık, su kuyusu, eğitim ve sağlık gibi kalıcı projeleri hızla hayata geçirmek bu sayede mümkün olacak.

Eğitim konusu başlıbaşına ciddi bir problem. Kamplarda eğitim alamayan kayıp bir nesil yetişiyor. Eğitim konusunda da çok acil adımlar atmak gerekiyor. Eğer insanlar kamplarda kalmaya devam edeceklerse gençlere meslek kazandırmaya yönelik çalışmalar yapılmalı. Çünkü bizim gittiğimiz Dadaab kampında ilk doğan çocuklar şu anda 20 yaşına gelmişler ve ailelerinin yaptığı tarım ve hayvancılığı bile yapacak durumda değiller.

Duaya ihtiyaç var…

Ziyaretimizin son gününde kampa yardım getiren Kenya’lı Müslümanların oluşturduğu ‘Alimler Heyeti’yle bir toplantı yaptık. Orada kampın hanım sorumlusu İsniya Hanımın sözleri herkesi çok duygulandırdı. İsniya hanım önce bir sevincini paylaştı: ‘Bu güne kadar hep gayrı Müslimlerle toplantı yaptık. Allah’a sonsuz şükürler olsun ki ilk defa Müslümanlarla toplantı yapmayı bize nasip etti.’ Ardından da biraz mahcup birazda hüzünle dua talebinde bulundu: ‘Biz buraya geleli yirmi yıl oldu. Uzunca bir süredir misafiriz burada. Misafir uzun kalınca yük olmaya başlar, bıkkınlık verir. Dua edin de yakında vatanımıza dönelim.’

İsniya hanımın dediği gibi topyekun duaya ihtiyaç var. Yardımların yanında dualarımızı da eksik etmeyelim. Kuraklık için, hastalık için, kardeşlik için dua edilim. Allah’ım Ümmeti Muhammede merhamet et, ihtiyaçlarını gider, hayır kapıları aç, kalplerini birleştir. Amin!

 
 
 
Vakfımıza Bakanlar Kurulu’nun 16. 12. 2011 Tarih ve 2011/2614 Sayılı Kararıyla Vergi Muafiyeti Tanınmıştır.
Adres: Aziz Mahmud Hüdayi Mah. Aziz Mahmud Efendi Sk. Cami içi
No:1 Üsküdar-İSTANBUL
Tel: 0216 341 05 97 | 0216 342 02 06 | 0216 391 22 66
Fax: 0216 341 24 31
E-mail: hudayi@hudayivakfi.org
Banka Hesap Numaraları:
Albaraka Türk Merkez Şubesi - 35000181-32
Kuveyt Türk Üsküdar Şubesi - 1001261-3
Türkiye Finans Üsküdar Şubesi - 9885-2
Vakıfbank Üsküdar Şubesi - 00158007284962409