hudayi1.jpg

Günün Ayeti

“Boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.” (müminûn sûresi) 

Hadisi

Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele boy abdesti alırsa, o daha iyidir.(Ebû Dâvûd, Tahâret 128) 

Sözü

“Bir malda üç ortak vardır. Birincisi mal sâhibi, yâni sen, ikincisi kaderdir. O, hayır mı, yoksa felâket ve ölüm gibi şer mi getireceğini sana sormaz. Üçüncüsü mîrasçıdır. O da bir an önce başını yere koymanı (yâni ölmeni) bekler, ölünce malını alır götürür, sen de hesâbını verirsin. Eğer gücün yeterse sen bu üç ortağın en âcizi olma! (Ebû Zer -radıyallâhu anh- ) 
   
 
   
 
 
Ana Sayfa AYIN MAKALESİ Açlığın Empatisi
 
 
 
Açlığın Empatisi

 

Medet Bala

Eller açılıyor ve uzanıyor. İçine beş gün yetecek bir para konuluyor. Bazıları görmüyor, önündekinin elini ya da kıyafetini tutarak geliyor. Avucuna sıkıştırıveriyorsunuz.  Kadın erkek sıra halinde. Herkes az da olsa bir şeyler alabilmenin mutluluğunda. Siz de verebilmenin. Bunun huzurunu hissediyorsunuz. O his derinleşiyor. Derinleştikçe içinizle dertleşmeye başlıyorsunuz.

Almak için uzanan bu el benim elim olabilirdi. Şu ihtiyar kadın anam olsaydı. Kucağında çocuğu ile bekleyen kadın eşim olsaydı. Anasının yanında bekleyen çocuk çocuğum olabilirdi. Benim, senin, hepimizin de olabilirdi. (Bu duyguları, Somali’li mültecilere ikram dağıtırken yaşıyorum.)

Bir dostum anlatıyor: “Kırsal bir alanda, kalabalık bir cemiyette öğlen yemeği ikramı yapılmaktaydı. Herkes sıraya geçmiş yiyecek alacaklar. Çocuklarıma biz de almalıyız dedim. Ama çocuklarıma sıraya girip bekleyerek kumanya almak ağır geldi.” En fazla 10 dakikalık bir sırada durmayı çok gören insanla saatlerce bekleyen arasında ne fark var? Acaba renk mi? Dil mi? Din mi? Siyah, zenci, esmer olunca her şeye alışmak daha mı kolay?

Biz ne yaptıkta bu cennet gibi hayatı hak ettik? Yoksa bu ilahi bir ikram mı, imtihan mı, şükür mü? Anamızı-babamızı biz mi tercih ettik? Vatanımızı biz mi seçtik? Yahut ne özelliğimiz var da biz bu güzellikler içindeyiz. Kendi liyakatimizle mi bunları elde ettik?

Mülkün sahibi Allah ise dilediğine verip dilediğinden alan da O’dur.  Şükredene arttırıyor. Amma bazen de imtihan ediyor.  Korkuyla, açlıkla…

Kur’an’daki üç ayette korku ve açlık aynı anda zikrediliyor. İkisinde önce açlık sonra korku, birinde ise önce korku sonra açlık geçmektedir. (Bak. K. Kerim, 2/ 155, 16/ 112, 106/4).

Bedensel bir eksikliğin giderilmesi için kişiyi davranışa sürükleyen güce dürtü deniyor. Bu dürtü belirli ihtiyaçların giderilmesine yönelik, belirli davranış biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olur. Hava soğuduğunda  beden ısısının düşmesini önlemek için giyinmek, ısındığında serinlik aramak, kan şekeri düştüğünde beslenmek, havasız kaldığında ise soluk almak gibi..

Her canlı önce beslenme içgüdülerinden doyum sağlar, sonra diğerleri gelir. İnsanın doğal ihtiyaçları doyuruldukça, toplumsal gereksinimler ve bunların doyum yolları ile ilgili davranışlar ortaya çıkar. İlgi, sevgi, sevmek, sevilmek, başarılı olmak, saygınlık kazanmak, kabul edilmek vb duygulara yönelir. Açlık ve susuzluk en temel ihtiyaçtır, bunlar doyurulmadan diğer duygu ve dürtüler tam oluşmaz. (Bkz. Kişilik, Özcan Köknel, sh. 60)

Korku ise herkes tarafından tehlikeli olarak kabul edilen bir duruma karşı yaşanır. (Engin Geçtan, İnsan Olmak, sh. 86)

Herkes tarafından en tehlikeli kabul edilen durumların başında da açlık gelmektedir. Bunun yanında güvende olamama korkusu da olunca adeta insan bitiverir. Somalili insanlar da bu iki tehlike ile karşı karşıya. Kaçıp kurtulmaya çalışıyorlar. O zamanda vatandan cudâ oluyorlar. Vatansızlık ayrı bir dert. Ne tarafa baksanız çaresizlik. Çaresizliğe mahkum  bir anne çocuğu için ne yapmaz ki? Çaresiz babanın halini bir düşünsenize.

Ya çocuklar! Dünyanın her yerindeki çocuk aynıdır. Karnı toksa, ağrısı yoksa mutludur, oynar, zıplar. Pahalı oyuncakları olmasa bir pet şişeyle oynayıp mutlu olur. Ama bütün çocuklar aynı ağlar. Aç olunca hepsi benzer ses çıkarır. Korkunca aynı. Oyuncağını kaybedince aynı. Anneden süt alamayınca aynı ağlar. Zengin ya da fakir, köylü ya da şehirli, bütün çocuklar mutluluğa  aynı tepkiyi verirler. Gülerler, oynarlar… Üzüntüleri de  benzerdir. Ağlarlar… Anne kucağına sığınırlar. Çocuk ağlarken zengin çocuğu mu, fakir mi, Afrikalı mı, Avrupalı mı anlayamazsınız.

Hisler genelde aynıdır. Analar yavrularına bir şey oldumu aynı üzülürler. Babalar evlatlarına karşı çaresiz kaldılar mı aynı ezilirler. Görevlerini yerine getirince de aynı huzuru ve gururu duyarlar.

Efendimiz (s.a.v.) “Fakirlik, neredeyse küfür olacaktı” buyurmaktadır. Bunun nasıl gerçekleştiğini ne yazık ki özellikle Afrika’nın bir çok yerinde görebiliyorsunuz. Misyonerlerin maddi güçleri ve yoğun çalışmaları sonuçsuz kalmıyor. Başta Afrika olmak üzere bir çok İslam diyarı kayıyor.

Kurtuluş reçetesi “Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan Rab’lerine kulluk etsinler!” (Kur’an,106/ 4) ayetinde. Tam bir kulluk.  Acziyet içinde, sa’yu gayretle, birlik ve beraberlik içinde çalışmak. Çekişmemek,  Parçalanıp, ayrılmamak…O zaman ilahi nusret bizimledir.

“Allah’ım! Fakirlikten, yoksulluktan, düşkünlükten, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan sana sığınırım.” (Nesei, İstiâze 14-15.)

 
 
 
Vakfımıza Bakanlar Kurulu’nun 16. 12. 2011 Tarih ve 2011/2614 Sayılı Kararıyla Vergi Muafiyeti Tanınmıştır.
Adres: Aziz Mahmud Hüdayi Mah. Aziz Mahmud Efendi Sk. Cami içi
No:1 Üsküdar-İSTANBUL
Tel: 0216 341 05 97 | 0216 342 02 06 | 0216 391 22 66
Fax: 0216 341 24 31
E-mail: hudayi@hudayivakfi.org
Banka Hesap Numaraları:
Albaraka Türk Merkez Şubesi - 35000181-32
Kuveyt Türk Üsküdar Şubesi - 1001261-3
Türkiye Finans Üsküdar Şubesi - 9885-2
Vakıfbank Üsküdar Şubesi - 00158007284962409